Anayasa Mahkemesi İptal Kararları Sonrasında İdareye Yeniden Başvuru:

İYUK m. 10 Bağlamında “Yeni Hukuki Durum” Yaklaşımı ve Dava Açma Süresi

Özet

Anayasa Mahkemesinin iptal kararları, Anayasa m. 153 uyarınca kural olarak geriye yürümez. Buna karşın, iptal edilen kanun hükmüne dayanılarak tesis edilmiş ve dava açma süresi geçmiş işlemlerin muhatapları bakımından, iptal kararının doğurduğu yeni durumdan nasıl yararlanılacağı tartışmalıdır. Bu çalışmada, söz konusu kişilerin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) m. 10 uyarınca idareye yeniden başvurup başvuramayacağı ve bu başvuru üzerine tesis edilen ret işleminin dava açma süresini yeniden başlatıp başlatmadığı incelenmektedir.Bu İnceleme, güncel İYUK hükümleri, yayımlanmış Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararları ile doktrin esas alınarak yapılmıştır. Çalışmada, Danıştay içtihadının bir yanda iptal kararına dayalı yeni başvuruların süreyi yeniden başlatabileceğini kabul eden kararlar, diğer yanda hukuki durumda değişiklik olmaksızın yapılan tekrar başvuruların geçmiş süreyi ihya etmeyeceğini belirten kararlar arasında koşullu bir denge kurduğu sonucuna ulaşılmıştır. Süre bakımından açık bir yasal düzenleme yapılması gerektiği savunulmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Anayasa Mahkemesi, iptal kararı, geriye yürümezlik, İYUK m. 10, idari başvuru, dava açma süresi, hukuki güvenlik.

Abstract

Pursuant to Article 153 of the Turkish Constitution, annulment judgments rendered by the Constitutional Court operate, as a general rule, prospectively. Nevertheless, the question of how addressees of administrative acts, which were enacted on the basis of a subsequently annulled statutory provision and against which the statutory period for bringing an annulment action has already lapsed, may avail themselves of the new legal situation arising from the annulment remains contested. This article examines, first, whether such persons may lodge a fresh application with the administration under Article 10 of the Administrative Procedure Law No. 2577 (APL), and, second, whether the implied or express rejection issued in response to such an application re-triggers the limitation period for judicial review. The analysis draws upon the current provisions of the APL, the published case law of the Council of State and the Constitutional Court, and the relevant scholarly literature. The article concludes that the jurisprudence of the Council of State strikes a qualified balance between two divergent lines of authority: decisions recognizing that renewed applications premised on an annulment judgment may restart the limitation period, and decisions holding that repeated applications lodged in the absence of any change in the legal situation cannot revive an expired period. In light of this ambivalence, the article advocates for an explicit legislative provision governing time limits in this context.

Keywords: Constitutional Court, annulment decision, non-retroactivity, administrative application, time limit for action, legal certainty.

1. Giriş

Anayasa yargısının en belirgin sonucu, Anayasa’ya aykırı bulunan normun iptal edilmesidir. İptal kararının zaman bakımından etkisi ise anayasal düzeyde belirlenmiştir: iptal edilen kural kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte (ya da Mahkemenin belirlediği daha geç bir tarihte) yürürlükten kalkar ve karar geriye yürümez.[1] Bu kuralın gerekçesi hukuki güvenliğin ve kazanılmış hakların korunmasıdır.

Uygulamada asıl güçlük, iptal edilen kurala dayanılarak tesis edilmiş bir işleme karşı süresinde dava açmayan kişilerin durumunda ortaya çıkmaktadır. Bu kişiler, yürürlükteki kanunun dayanak oluşturması nedeniyle dava açmanın sonuçsuz kalacağını düşünmüş olabilir. Dayanak kural iptal edildiğinde ise dava açma süresi çoktan geçmiştir. Aynı işlemden etkilenen, ancak davası iptal kararı sırasında derdest olan kişi iptal kararından yararlanırken, süresi geçmiş kişi yararlanamamaktadır. Doktrin bu sonucu, tesadüfen iptal kararı ile çakışan davalara imtiyaz tanıması nedeniyle eleştirmektedir.[2]

Bu çalışmanın sorusu şudur: İptal kararı sonrasında İYUK m. 10 uyarınca idareye yapılan başvuru, kişiye yeniden dava açma imkânı sağlar mı; sağlıyorsa hangi koşullarla ve hangi süreler içinde sağlar? Çalışmada önce anayasal ve yasal çerçeve, ardından yargı içtihadı ve bu içtihadın değerlendirmesi ortaya konulmakta, sonunda öneriler sunulmaktadır. Çalışma da, yayımlanmış karar metinleri ve literatür üzerinden yürütülmüştür; belirtilen kararların bir kısmına doktrindeki aktarımlar aracılığıyla ulaşılmış olup bu durum ilgili dipnotlarda belirtilmiştir.

2. Hukuki Çerçeve

2.1. İptal Kararlarının Zaman Bakımından Etkisi

Anayasa m. 153 ve 6216 sayılı Kanun m. 66 uyarınca Anayasa Mahkemesi kararları kesindir; iptal edilen hüküm, kararın Resmî Gazete’de yayımı ile yürürlükten kalkar; Mahkeme gereken hallerde iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi, yayımdan başlayarak bir yılı geçmemek üzere ayrıca belirleyebilir; kararlar yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. 2017 Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanlığı kararnameleri de denetim kapsamına alınmış, erteleme yetkisi bunları da kapsayacak şekilde genişlemiştir.[3]

Erteleme uygulaması, “yeni hukuki durum”un başlangıç anını belirlemek bakımından önemlidir. Nitekim kanunlara ilişkin iptal kararlarının yaklaşık üçte birinden fazlasında yürürlük tarihi ertelenmiştir. Ertelenen hâllerde iptal edilen kural, kararda belirlenen tarihe kadar uygulanmaya devam eder. Bu nedenle iptalin doğurduğu sonuçlardan söz edebilmek için yayım tarihine değil, iptal hükmünün yürürlüğe girdiği tarihe bakmak gerekir.

Doktrinde geriye yürümezlik kuralının lafzi mi yoksa amaçsal mı yorumlanacağı tartışılmaktadır. Lafzi yorumu savunan görüş hukuki güvenliği öne çıkarır. Amaçsal yorumu savunan görüşe göre ise kuralın amacı, iptal edilen kanunun uygulanmasıyla elde edilen lehe durumları korumaktır; kuralın mutlak biçimde uygulanması, aleyhe sonuçları da korumak anlamına gelir ve kanunun iptal kararına kadar doğurduğu hukuka aykırı sonuçlara icazet vermek demektir.[4] İdari yargıda iptal kararlarının geriye yürümekle birlikte “müesses durum” anlayışıyla lehe durumların korunması da bu yaklaşımı destekleyen bir karşılaştırma olarak gösterilmektedir.

2.2. Derdest Davalar ve Somut Norm Denetimi

Geriye yürümezlik kuralı, iptal kararından yararlanma bakımından, iki ayrı durumda daha yumuşak yorumlanmaktadır. Birincisi, somut norm denetimidir: itiraz yoluyla gelen Anayasa Mahkemesi kararı esas hakkındaki karar kesinleşmeden önce verilirse mahkeme buna uymak zorundadır.[5] İkincisi, Danıştay’ın kabul ettiği daha geniş yaklaşımdır: itiraz yoluyla verilen iptal kararı, Anayasa’ya aykırılık iddiası ileri sürülmemiş olsa bile karar tarihinde derdest olan davalara da yansır.[6] Buna karşılık karar tarihinde dava açılmamış ya da dava kesin hükümle sonuçlanmış olanlar bu kanaldan yararlanamaz. İYUK m. 10 başvurusu, bu boşluğu doldurma iddiasıyla gündeme gelmektedir.

2.3. İYUK m. 7, 10 ve 11 Hükümlerinin Güncel Durumu

İYUK m. 7’ye göre dava açma süresi, özel kanunlarda ayrı bir süre öngörülmeyen hâllerde Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gündür. Düzenleyici işlemlerde süre ilan tarihini izleyen günden başlar; ancak uygulama işlemi üzerine ilgililer düzenleyici işlem ya da uygulama işlemi veya her ikisi aleyhine dava açabilir (m. 7/4).

İYUK m. 10 uyarınca ilgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilir. Başvuruya otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır ve ilgililer otuz günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde dava açabilir. Otuz gün içinde verilen cevap kesin değilse ilgili, bu cevabı ret sayarak dava açabileceği gibi kesin cevabı da bekleyebilir; bekleme süresi dört ayı geçemez. Otuz günlük sürenin bitiminden sonra idarece cevap verilirse cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açılabilir. Bu süreler, 14.07.2021 tarihli 7331 sayılı Kanunla değişmiştir; altmış günlük cevap süresi otuz güne, altı aylık bekleme süresi dört aya indirilmiştir.[7] Önceki düzenlemeye göre yazılmış literatür ve karar metinlerinde geçen altmış günlük süreler bu nedenle güncel hukuku yansıtmamaktadır.

3. Yargı İçtihadı

3.1. Süreyi Yeniden Başlatan Kararlar

Danıştay, iptal kararı veya yargı yolunu kapatan hükmün ortadan kalkması sonrasında yeni dava hakkı tanıyan kararlar vermiştir. Bu kararlar iki grupta incelenebilir.

Birinci grupta, iptal kararının doğrudan yargı yolunu açtığı hâller yer alır. 1961 Anayasası’nın 144. maddesindeki yargı yolunu kapatan kural iptal edilince Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, iptal kararının yürürlüğünden sonra otuz gün içinde açılan davayı süresinde kabul etmiş; geriye yürümezlik kuralının müktesep hakları korumaya yönelik olduğunu belirtmiştir.[8] Benzer biçimde yargı yolunu kapatan 6435 sayılı Kanun m. 3’ün iptali üzerine dava hakkı doğduğu kabul edilmiştir.[9] Bu kararlarda süre, iptal kararının tarihinden başlatılmıştır.

İkinci grupta, dayanak kanunun iptali üzerine idareye İYUK m. 10 uyarınca yapılan başvurular vardır. Danıştay 2. Daire, ilk defa göreve başlayan bir öğretmenin harcırah talebi bakımından, davacının göreve başladığı tarihte yürürlükte olan bütçe kanunu hükmü nedeniyle süresinde başvuru yapma imkânı bulunmadığını; hükmün Anayasa Mahkemesince iptalinden sonra yaptığı m. 10 başvurusunun reddi üzerine açılan davanın süresinde olduğunu kabul etmiştir.[10] İdari Dava Daireleri Kurulu da dayanak kanun hükmünün iptali ile oluşan yeni hukuki durumdan yararlanmak amacıyla yapılan başvurunun m. 10 kapsamında olduğunu ve başvurunun reddi üzerine dava açılabileceğini belirtmiştir.[11] Bu kararlarda süre, iptal kararından değil, başvurunun reddinden itibaren işletilmiştir.

3.2. Süreyi Yeniden Başlatmayan Kararlar

Danıştay aynı zamanda “yeni hukuki durum”un sınırsız biçimde yeni başvuru hakkı doğurmadığını da belirtmektedir. İdari Dava Daireleri Kurulu 2020 tarihli kararında, yargı kararları ve bunlar üzerine yapılan düzenleme değişikliklerinin davacıların hukuki durumunu etkilediğini; bu sonuçlardan yararlanmak için yapılan başvuruların m. 10 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Ancak davacılar ilk başvurunun açık ret işlemine karşı süresinde dava açmamış, hukuki durumlarında bir değişiklik olmaksızın aynı istemle ikinci kez başvurmuşlardır. Kurul, bu ikinci başvurunun geçmiş dava açma süresini ihya etmeyeceğine ve davanın süre aşımından reddi gerektiğine karar vermiştir.[12] Karara karşı oy yazılmıştır.[13]

Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuruda, yargı yolunu açan bir anayasa değişikliğinin kanun koyucu tarafından geçmişe etkili kılınmadığı hâllerde, daha önce tesis edilen ve süresinde dava konusu edilmeyen işlemler bakımından yeni dava hakkı doğmadığına hükmetmiştir.[14]

4. Değerlendirme

4.1. Başvurunun Hukuki Niteliği

İptal kararı sonrası yapılan başvuru, önceki başvurunun tekrarı değil, değişen hukuki duruma dayanan yeni bir başvurudur. Danıştay’ın yukarıdaki kararlarında bu başvuru İYUK m. 10 kapsamında kabul edilmiş, reddi hâlinde tesis edilen işlem yeni bir idari işlem sayılmıştır. Anayasa m. 153’ün idare makamlarını da bağlayıcı kılması, idarenin bu başvuruyu iptal kararının sonuçlarını gözeterek değerlendirmesini gerektirir; başvurunun hiçbir değerlendirme yapılmadan reddi hukuka uygun olmaz.

4.2. Kabul Koşulları

Yukarıdaki içtihattan, iptal kararına dayalı başvurunun süreyi yeniden başlatabilmesi için aşağıdaki ölçütler çıkarılabilir. Bunlar, tek bir kararda sayılmış bir liste olmayıp içtihadın değerlendirmesinden elde edilen sonuçlardır:

  • İptal edilen kural, başvurucunun hukuki durumunu doğrudan etkileyen işlemin dayanağını oluşturmalıdır. Başvuru ile iptal kararı arasında doğrudan bir bağ bulunmalıdır.
  • Başvuru, iptal kararının doğurduğu sonuçlardan yararlanma amacıyla yapılmalıdır. İptal kararından önce yürürlükteki kural nedeniyle başvuru ya da dava yolunun fiilen sonuçsuz kalması, yeni başvuruyu haklı kılan unsurdur.
  • Başvuru, değişen yeni hukuki durumda faydalanmak amacıyla yapılan bir başvuru olmalıdır. Yani, aynı hukuki durumda aynı istemle yapılan bir tekrar başvuru olmamalıdır.
  • İptal kararı sonrası yapılan ilk başvurunun açık ret işlemine karşı süresinde dava açılmazsa, aynı istemle yapılan ikinci başvuru süreyi canlandırmaz.
  • Talep edilen işlem, idarenin yetkisinde bulunan ve idari davaya konu olabilecek bir işlem olmalıdır.

4.3. Başvuru Süresi Sorunu

İYUK m. 10 başvuru için bir üst süre öngörmemektedir. Danıştay’ın 2004 ve 2006 tarihli kararlarında başvuru, iptal kararından uzun süre sonra yapılmış olsa dahi kabul edilmiştir. Buna karşılık süre, 1978 tarihli Kurul kararında iptal kararından itibaren başlatılmıştır. Doktrinde bu iki formül karşılaştırılmış; ikincisinin dava açma süresinin varlık sebebi olan idari istikrar kaygısıyla daha uyumlu olduğu belirtilmiştir.[15]

Dava açma süresi kamu düzenine ilişkindir ve bir kişinin haklılığı ne kadar açık olursa olsun, süresinde dava açılmamışsa hak dava yoluyla elde edilemez. Bu nedenle iptal kararına dayalı başvuruya sınırsız bir süre tanımak, süre kurumunun işlevini ortadan kaldırma riski taşır. Kanımızca ölçülü çözüm, kişiye iptal hükmünün yürürlüğe girdiği tarihten itibaren belirli bir süre tanınması, bu süre geçtikten sonra yapılan başvuruların ise 2020 tarihli Kurul kararındaki mantıkla süreyi ihya etmemesidir. Bu çözüm, hem hak arama hürriyetini hem de idari istikrarı gözetir. Ancak mevcut hukukta böyle bir kural yoktur; uygulama yargı yerlerinin takdirine bırakılmıştır.

4.4. Güncel Sürelerle Örnek Süreç

Güncel hükümlere göre süreç şöyle işler: iptal hükmünün yürürlüğe girmesinden sonra ilgili kişi idareye başvurur; idare otuz gün içinde cevap vermezse istek reddedilmiş sayılır ve otuz günün bittiği tarihten itibaren genel dava açma süresi (idare mahkemelerinde altmış gün) işler. İdare açıkça ret kararı verirse süre bu işlemin tebliğinden itibaren altmış gündür. Süresinde dava açılmazsa ret işlemi kesinleşir ve aynı istemle yapılacak yeni başvuru, hukuki durumda bir değişiklik bulunmadığı sürece geçmiş süreyi yeniden canlandırmaz.

5. Öneriler

  • İYUK’a iptal kararına dayalı başvurular için açık bir hüküm eklenmelidir. Bu hüküm, başvurunun hangi koşullarla yapılabileceğini ve başvuru süresinin iptal hükmünün yürürlüğe girdiği tarihten itibaren hesaplanacağını belirlemelidir.
  • İdareler, Anayasa m. 153 uyarınca kendilerini bağlayan iptal kararlarının sonuçlarını, ilgili başvurular bakımından gerekçeli biçimde değerlendirmelidir.
  • Yargı yerleri, “yeni hukuki durum” bulunup bulunmadığını belirleyen ölçütleri karar gerekçelerinde açıkça göstermeli, bölge idare mahkemeleri arasındaki farklı uygulamalar İdari Dava Daireleri Kurulu aracılığıyla giderilmelidir.

6. Sonuç

Anayasa Mahkemesi iptal kararları geriye yürümez; ancak bu kural, iptal edilen kanuna dayalı işlemlerin muhataplarını iptal kararının doğurduğu yeni durumdan tümüyle yoksun bırakmaz. Danıştay içtihadı, belirli koşullarda İYUK m. 10 uyarınca yapılan başvurunun ve bu başvurunun reddinin dava açma süresini yeniden başlatabileceğini kabul etmektedir. Aynı içtihat, hukuki durumda değişiklik olmaksızın tekrarlanan başvuruların geçmiş süreyi ihya etmeyeceğini de belirtmektedir. Bu nedenle “iptal kararı her durumda yeni başvuru hakkı doğurur” şeklindeki genel bir ilkeden söz etmek mümkün değildir; doğru ifade, hakkın koşullu ve içtihatla şekillenen bir hak olduğudur.

Güncel hukukta başvuruya cevap süresi otuz gündür; zımni ret sonrası dava açma süresi genel kurallara tabidir. Başvurunun hangi süre içinde yapılacağı konusundaki belirsizlik ise yasal düzenleme yapılmadıkça sürecektir. Bu nedenle kanun koyucunun, iptal hükmünün yürürlüğe girdiği tarihten başlayan ve belirli bir süreyle sınırlı bir başvuru imkânı tanıması, hukuki güvenlik ile hak arama hürriyeti arasındaki dengeyi sağlayacaktır.

Hukuk Danışmanı

Gürcan ÖZKUL

KAYNAKÇA:

Mevzuat:

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 152, 153.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, m. 7, 10, 11, 13 ve Geçici Madde 10.

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, m. 66.

Kararlar:

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 17.12.2020, E.2020/182, K.2020/173.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 08.06.2006, E.2006/231, K.2006/542 (Altındağ’dan naklen).

Danıştay 2. Daire, E.2004/2513, K.2004/1601 (Altındağ’dan naklen).

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 24.02.1978, E.1977/309, K.1978/125 (Altındağ’dan naklen).

Danıştay 10. Daire, E.1965/2325, K.1965/917 (Altındağ’dan naklen).

Danıştay 8. Daire, 17.09.1968, E.1967/153, K.1968/2783 (Altındağ’dan naklen).

Anayasa Mahkemesi, B. No: 2013/852, 06.03.2014 (Altındağ’dan naklen).

Makaleler:

Altındağ, Halil: “Anayasa Mahkemesinin İptal Kararı veya Anayasa Değişikliği Sonrasında İdari Dava Açma Süresinin Yeniden Doğması”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 18, S. 3-4, 2014, s. 771-788.

Barın, Taylan / Uslu, Muhammet Tayyib: “Anayasa Mahkemesinin İptal Kararlarının Yürürlüğünün Ertelenmesi Kurumu ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Görünümü”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Y. 15, S. 59, Temmuz 2024, s. 51-90.


[1]Anayasa m. 153: “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. […] Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. İptal kararları geriye yürümez. Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.”

[2]Halil Altındağ, “Anayasa Mahkemesinin İptal Kararı veya Anayasa Değişikliği Sonrasında İdari Dava Açma Süresinin Yeniden Doğması”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 18, S. 3-4, 2014, s. 771-788. Bu çalışma, konuya ilişkin Danıştay kararlarını derleyen temel kaynaktır; aşağıda “Altındağ” olarak anılacaktır.

[3]Taylan Barın / Muhammet Tayyib Uslu, “Anayasa Mahkemesinin İptal Kararlarının Yürürlüğünün Ertelenmesi Kurumu ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Görünümü”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Y. 15, S. 59, Temmuz 2024, s. 51-90, özellikle s. 52-53 ve 61-62. Yazarlar, 16.04.2024 itibarıyla kanunlara ilişkin verilen 1091 iptal kararının 404’ünde yürürlük tarihinin ertelendiğini tespit etmiştir.

[4]Altındağ, s. 777-779 (Yıldırım Uler ve Ali Ülkü Azrak’ın görüşlerine yer veren tartışma).

[5]Anayasa m. 152’ye göre Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, itiraz yoluyla başvuran mahkeme buna uymak zorundadır. Hükmün metni için bkz. Altındağ, s. 777.

[6]Danıştay 8. Daire, 17.09.1968, E.1967/153, K.1968/2783 (Altındağ, s. 778’de Burhan Kuzu’dan naklen). Aynı yönde bkz. s. 779’da anılan Danıştay 9. Daire, 17.12.1968, E.1968/994, K.1968/2998.

[7]İYUK m. 10 ve ilgili maddelerdeki değişiklik için bkz. 7331 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, RG 14.07.2021, S. 31541. Kanunla m. 10’daki 60 günlük cevap süresi 30 güne, kesin cevabı bekleme süresi altı aydan dört aya indirilmiş; m. 11 ve m. 13’teki 60 günlük süreler de 30 güne düşürülmüştür. Kanunun yürürlüğünden önce yapılan başvurular bakımından eski sürelerin uygulanmasına devam edileceği, İYUK Geçici Madde 10 ile düzenlenmiştir.

[8]Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 24.02.1978, E.1977/309, K.1978/125 (Altındağ, s. 781’den naklen). Karar, 1961 Anayasası’nın 144. maddesindeki yargı yolunu kapatan hükmün Anayasa Mahkemesinin 27.01.1977 tarihli, E.1976/43, K.1977/4 sayılı kararıyla iptali üzerine verilmiştir.

[9]Danıştay 10. Daire, 1965, E.1965/2325, K.1965/917 (6435 sayılı Kanun m. 3’ün iptali; Altındağ, s. 781’den naklen).

[10]Danıştay 2. Daire, E.2004/2513, K.2004/1601 (Altındağ, s. 784-785’ten naklen). Olayda dayanak norm, Anayasa Mahkemesinin 22.10.2002 tarihli, E.2002/138, K.2002/96 sayılı kararıyla iptal edilen 2002 Mali Yılı Bütçe Kanunu m. 6/(g) hükmüdür; davacı 17.04.2003 tarihinde İYUK m. 10 uyarınca başvurmuş, ret üzerine 16.05.2003 tarihinde dava açmıştır.

[11]Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 08.06.2006, E.2006/231, K.2006/542 (Altındağ, s. 785’ten naklen). Dayanak norm, Anayasa Mahkemesinin 04.05.2005 tarihli, E.2004/4, K.2005/25 sayılı kararıyla iptal edilen 5021 sayılı Kanun m. 1 hükmüdür (RG 23.06.2005). Davacı 15.06.2005 tarihli dilekçeyle başvurmuş, ret işlemi üzerine 14.07.2005 tarihinde dava açmıştır.

[12]Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 17.12.2020, E.2020/182, K.2020/173 (oyçokluğu; karşı oy mevcuttur). Karar, 2576 sayılı Kanun m. 3/C uyarınca Konya ve İzmir Bölge İdare Mahkemeleri kararları arasındaki aykırılığın giderilmesi istemi üzerine verilmiştir; kararın metni Danıştay internet sitesinde yayımlanmıştır. Olayda “yeni hukuki durum”, Danıştay’ın yürütmeyi durdurma ve iptal kararları ile bunlar üzerine yapılan yönetmelik değişikliklerinden doğmuştur; dayanak norm Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilmemiştir. Karardaki ilkenin iptal kararı bakımından kıyasen uygulanması bu çalışmanın değerlendirmesidir.

[13]Aynı karardaki karşı oya göre, idarece kendiliğinden tesis edilmiş bir işlem yoksa ilgililer, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça İYUK m. 10 uyarınca her zaman idareye başvurabilir ve ret üzerine m. 7 ve m. 10’daki sürelere uygun olarak dava açabilir. Bu görüşe göre ikinci başvuru da m. 10 kapsamında değerlendirilmelidir.

[14]Anayasa Mahkemesi, B. No: 2013/852, 06.03.2014 (Altındağ, s. 782-783’ten naklen). Olayda 2010 Anayasa değişikliğiyle uyarma ve kınama cezalarına karşı yargı yolu açılmış, ancak Mahkeme, kanun koyucunun bu düzenlemeyi geçmişe etkili kılmadığını, bu nedenle daha önce tesis edilen ve süresinde dava konusu edilmeyen cezalar bakımından yeni bir dava hakkı doğmadığını belirtmiştir. Karar, yargı yolunu açan bir anayasa değişikliğine ilişkindir; iptal kararına ilişkin sonuçlar bakımından yalnızca benzetme yoluyla değerlendirilebilir.

[15]Altındağ, s. 786-788. Yazar, her iki formülün de hak arama hürriyeti bakımından olumlu olduğunu, ancak sürenin Anayasa Mahkemesi kararından itibaren yeniden başlatılması çözümünün idari istikrar kaygısıyla daha uyumlu olduğunu belirtmektedir.

Bilgilendirme:
Bu web sitesinde sağlanan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve avukat-müvekkil ilişkisi kurulmasına yol açmaz. Herhangi bir özel hukuki durumunuz için lütfen bir avukata danışınız. Hizmetlerimizin kapsamı hakkında bilgi almak isterseniz bizimle iletişime geçebilirsiniz.
18 yaşından önce anne veya babasına ait işyerlerinde çalışanlar için önemli bir emsal niteliği taşımaktadır.

Yayınlanan Diğer Kararlarımızı Görüntüleyin